Şunun şurasında beş sene olmamıştır, muhasebeci dostum Gökhan ile oturduk; ekonomi, ticaret ve Türkiye’deki bizim esnafın ticari ahlakı üzerine dertleşiyorduk. Geçen yine rastlaştık; “Ee nasılsın, işler nasıl gidiyor, bizim esnaf ABD’de ne alemde?” dedim. Ben bilirim bizim esnafı; Perşembe Pazarı’nda az Çinli tokatlamıyorlardı. Hoş, Çinlilerin intikamı fena oldu ya, hadi neyse… Kayseri ha Çorum, bizdeki esnaf ayrı bir malzeme. Ta o zaman demiştim, “Bizim esnaf bu Amerika’da niye tutunamıyor?” diye.
Bana dediği şu: “28 trilyonluk bir pazar.” Birçok Etsy’ci katakulli yapmaktan platform tarafından mimlenmiş. Adamlar Türk olduğunu duyunca hesap açmıyormuş. “Nerede?” dedi; Amaerika’daki eyaletleri hâlâ tam çözemedim ama güneydeki bir eyalette bizimkiler kabinet (dolap) piyasasına bir dalmışlar, kendi aralarında fiyat kapıştırıyorlarmış. Öyle böyle değil, önüne gelen kabinetçi dükkanı açıyormuş. Nerede yeni ya da eski ev var, kabinet işine çöküyorlarmış. Öyle bir noktaya gelmiş ki, eski Koreli ve Çinli kabinetçiler diş bilemeye başlamışlar. Öncesinde iş başı 5-10 bin dolar bırakan işler, 1-2 bine kadar düşmüş. Müşteri memnun ama pazar ters bakıyor.
Kabinetle mi kalmış? Tabii ki hayır. Tişört baskı işine girmişler; DTF midir ne menem bir teknolojiyse… Her yerde bir Türk, DTF baskı yapıyor. Birini gören diğeri de açıyor bir tane. Meğerse orada cenazede bile tişört bastırıyorlarmış; “Muhterem işte böyleydi” diye. Çikolata renkli kardeşlerde hem tişört hem kızarmış tavuk… Cenaze kültürü sağlam. Tişört fiyatlarını ise uygun kelime bulamadım ama dediğine göre “gebertmişler”.
Dedim, “Gökhan hocam, sen demiyor musun bu adamlara bunun sonu kötü?” “Yok,” diyor; “Fiyatlardaki sorun piyasaya zarar ama asıl Türkiye’deki vergi kültürünü buraya getirmeye çalışıyorlar. Burada vergi deyince akan sular duruyor. Arkanda politik güç yoksa, milyarların yoksa, o vergiyi söke söke alıyorlar. İşin ucunda hapis bile var. Borcun 50 bini bulunca, vatandaş da olsan pasaportuna çöküyor devlet.”
Çok niyetim olduğundan değil de, “Olur da geldim, sana ‘bana bir LLC kur’ dedim; Delaware midir ne menemse… Bizimkilerin yeni girdiği, henüz ayağa düşmemiş hangi işler var?” diye sordum. Dedi ki: “Eğer iyi takım varsa dış cephe giydirme ve çelik konstrüksiyon işlerine yeni girenler var. O alanın hem girişi zor, her önüne gelen giremiyor; hem de getirisi sağlam.” Hatta geçen sağlam bir esnaf, “Acaba ABD’de savunma sanayisine mühimmat üreten bir şirket alabilir miyiz?” demiş. “Aman!” dedim, “O patlatır, sakata gelmeyelim.” Diğer bir iş de perde takma işiymiş, o da yeniymiş.
Ama konunun özeti: Bizim esnaf işini biliyor, sistemi çözmeye çalışıyor; ama Amerikan kovboyları hamuduyla götürüyor. Siyasi ayak bir taraftan, teknoloji diğer taraftan; çıtayı yüksek tutuyorlar. Zaten şirket kurana kadar “EIN nedir, LLC nedir, Social Security Bağ-Kur mudur?” derken olayın bir kısmını kaçırıyorsun. Amerika’da şirket kurma süreci sanıldığından daha teknik! Bir de gerçekten teknoloji ayrı bir dünya; millet pazarlamaya para yığıyor. Hani Google, Facebook reklamı vermeyi anlarım da, bir de SEO diye para yakıyorlar. Adam parayı yığıyor, 1-2 yıl hiç geri dönüş beklemiyor; 2 sene sonra ise kral oluyor.
Daha bakalım, yol var. Bir de Amazon kitap işi var ki ona hiç girmiyoruz. Türkler piyasaya bir çökmüşler komutanım; “kurmay zekaların” kesişimi ABD’de Amazon kitap piyasasında fiyatlara yön verir olmuş. Darısı diğer pazarların başına!

Bilgi Avcısı Editör: Her Soruya Bir Cevap Arıyor, Her Hikayede Bir Öğrenme Fırsatı Görüyor!



